OSMANLI İMPARATORLUĞU’NDAN   TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NE ( 1915- 2012 )

          Osmanlı İmparatorluğu’nun  1. Dünya Savaşı sırasında Ermenilere soykırım uyguladığını (1915),  bu politikadan zarar gören Ermenilerin zararlarının karşılanması gerektiğini iddia eden  politik görüşe Ermeni Sorunu denilmektedir.

  1.Dünya Savaşı’nda o zamanki dünya iki büyük gruba ayrılmıştı: İngiltere’nin liderliğindeki İtilaf devletleri ve Almanya’nın liderliğindeki İttifak devletleri. Osmanlı İmparatorluğu önce tarafsız kalmayı denemiş ancak savaşın asıl nedeni sömürgecilik ve hedeflenen bölge Osmanlı toprakları olduğu için tarafsız kalamayacağını görmüştü. Bu nedenle, Önce İngiltere’nin yanında yer almak istemiş ancak İngiltere,  Kendisi ile müttefiklik isteğini reddedince Almanya’nın yanında savaşa girmek zorunda kalmıştı.

Bu sırada (1914) Rus Çarlığı’nın destek ve kışkırtmaları, Milliyetçilik akımının etkisi ile Doğu Anadolu’da Osmanlı İmparatorluğu’na karşı Hınçak ve Taşnak adlı cemiyetlerde örgütlenmeleri sonucu Ermeniler hızla silahlanmışlardır. Osmanlının Doğu (Kafkas) Cephesi’ndeki Ruslara karşı mücadelesi sırasında Ermeniler; Türk askeri veTürk Halkına karşı Sivas, Erzurum, Diyarbakır, Van, Elazığ, Bitlis, Maraş, Adana, Antep bölgelerinde silahlı mücadeleye girişip, çok büyük zararlar vermeyi başarmışlardır.  Yani 1914 yılı ile 1915 ortaları arasında Ermeniler ‘’ vatandaşı oldukları’’  Osmanlıya karşı Rus Çarlığı’nın yanında mücadele etmişlerdir ( Ermenilerin, Türk Kurtuluş Savaşı döneminde de Türklere karşı Fransız askerlerine Antep ve Maraş’ta yardım ve desteklerini devam ettirdikleri unutulmamalıdır).

Ermenilerin örgütlenmesindeki en önemli katkıyı ve maddi desteği ( silah, cephane ve para yardımı) Rus Çarlığı yapmıştır. Ruslar;  X1X. Yüzyıldan beri;   Deniz yolu ile Akdeniz’e ulaşabilmek için Boğazları ve en kısa kara yolundan Akdeniz’e ulaşabilmek amacıyla Doğu Anadolu’yu ele geçirmek istiyordu. Şimdi dünya savaşındaydılar ve rakibi olan Osmanlıya karşı Ermenileri kullanmak  ‘’ savaş ortamında’’ onlar için büyük kolaylıktı.

      Ermenileri Osmanlıya karşı desteklemiş diğer devlet; ABD’dir . 1. Dünya Savaşı’na sonradan ve Wilson ilkelerini ilan ederek giren ABD’nin amacı;  Doğu Anadolu Bölgesinde  ‘’ NÜFUS BAKIMINDAN’’ Türklerden daha kalabalık olduğuna inandığı Ermenilerin bir vatanlarının olmasını sağlamaktı. Bu düşüncede şüphesiz ABD’deki Ermeni Diasporası’nın ve Türklerin ‘’ geçmişten günümüze daima başarısız oldukları’’  Kendilerini anlatabilme ve propaganda beceriksizliklerinin büyük etkisi vardır. ABD’de Ermeni Lobisi’nin etkisi ile ancak daha çok ABD’nin ‘’ gerektiğinde’’ Türkiye’ye karşı bir silah olarak Ermeni Meselesi’ni günümüzde dahi Senato gündeminde tuttuğunu söylemeliyiz.

  1. Dünya Savaşı’ndan itibaren Ermenilerin destekçisi başka bir ülke de Fransa olmuştur.  Anadolu’daki Türk Kurtuluş Savaşı sırasında Fransa’ya karşı savaşan Kuvay-ı Milliye’ye karşı Fransa askeri yerine Antep, Maraş ve Urfa’da ( ayrıca İtalya’nın denetimindeki Kilikya’da) bölgenin yerlisi olan Ermeniler kullanılmıştır.  Ancak İngiltere – Fransa çekişmeleri nedeni ile tıpkı İtalya gibi Fransa’da  ‘’ BÜTÜN HİZMETLERİNE RAĞMEN’’  Türklere karşı Ermeniler yararına ısrarcı olmamışlardır.

Ancak özellikle 1963 yılından itibaren Fransa, Türkiye’ye karşı Ermenilere her türlü politik desteği verdiği gibi Fransa’da Ermenilerin kurduğu ASALA terör örgütünün teşkilatlanmasını desteklemiştir. Fakat 2002’den itibaren; Türkiye’nin, Fransa ile bu konu merkezli ve Fransa’ya ciddi zararlar veren ekonomi politikası Fransa’nın Ermenileri desteklemekten vazgeçmesine neden olmuştur.

Günümüzde Ermenistan ve Yunanistan’da Ermeni meselesinin içinde olsalar bile Türkiye açısından ciddiye almaya gerek yoktur.

Kurtuluş Savaşı sırasında Erzurum Kongresi’nin en önemli gündem maddesi, Doğu Anadolu’da Ermenilere karşı verilecek mücadele olmuştu.  Mondros Ateşkes Antlaşması ile daha sonraki Sevr Barış Antlaşması’nda EYALETİ SİTTE adı ile anılan ve Türkiye’deki altı şehri kapsayan sınırlar içinde              ‘’ Ermeni Devleti’’  kurulması gündemde yer bulmuştu. Ancak Lozan Antlaşması’nda Ermeni istekleri ima yoluyla bile yer alamamıştır.

Bu sonuç iki noktanın işaret edilmesi gerektiğini gösterir: 1.si; Türklerin başarısı bu konunun konuşulmasını engellemiştir. 2.si; Emperyalist devletler kendi çıkarları için Ermenileri kullanmışlar, işleri bittikten sonra  ( gelecekte kullanmak üzere şimdilik) Ermenileri unutuvermişlerdir.

Yaşadığımız dönemde Ermeni Sorunu’nun devamındaki en etkili güç DİASPORA’dır. Diaspora;  ABD ile Fransa’da yaşayan mali olarak zengin, ekonomik açıdan güçlü, bu nedenlerle yaşadıkları ülkelerin politik oyununda KISMEN etkili Ermenilerin organizasyonuna verilen isimdir. Ancak özellikle son on yıldır özellikle Ermenistan vatandaşları Diaspora’ya tepkilidirler.

Bunun nedeni Türkiye’nin; Azerbaycan – Ermenistan ilişkileri ( Karabağ Meselesi) ve Türkiye- Ermenistan ilişkileri nedeni ile Ermenistan’a uyguladığı ambargodan Ermenistan’ın büyük mali zararlar görmesi, bu nedenle Ermenilerin fakir kalmasıdır. Aslına bakılırsa bu tepki Ermenistan’da yaşayan Ermeniler açısından haklıdır. Çünkü Diaspora’nın ‘’ tuzu kuru’’dur. Sıkıntıyı Ermeniler yaşamaktadırlar. Ancak Türkiye’de yaşayan Ermeniler bakımından HERHANGİ BİR SORUN YAŞANMAMAKTADIR. Çünkü Türk toplumu binlerce yıllık kültürü ile bu meseleyi Türkiye vatandaşı Ermeni yurttaşlarına ASLA YANSITMAMAKTADIR.

     Ermeniler soy kırım iddialarında 25 Nisan’ı ‘’anma günü’’  olarak kabul etmişlerdir. Bunun nedeni Osmanlı Hükümeti’nin 25 Nisan 1915 tarihinde Osmanlı vatandaşı Ermenilerin derneklerine ( Hınçak ve Taşnak cemiyetleri) ait evraklara el koymasıdır. Ermenilerle ilgili GÖÇ ( Tehcir) Kanunu’da 26 Mayıs 1915’te çıkarıldı. Bu kanunun uygulanmasına ise 16 Haziran 1915’de başlanmıştır.

Ermenilere göç yani tehcir uygulamasında şüphesiz ki ölümler olmuştur. Ancak bu ölümleri SOYKIRIM OLARAK isimlendirmek yanlıştır. 1915’in ulaşım, sağlık, savaş ortamı, yetersizlikler gibi koşulları düşünüldüğünde ölümler kaçınılmazdır. Ancak Ermenilerin özellikle 1963’den itibaren YAZDIRDIKLARI veya yazdıkları kitaplara bakıldığında ölü sayısının HER YIL DÜZENLİ OLARAK ARTTIĞINI görmekteyiz. Yani Ermeniler, bu kitaplara göre Ermeni nüfusu ‘’ ölü olmalarına rağmen’’ aratabilmektedir !!!

Ermeni Sorunu ile ilgili dünyanın her yerinde ilmi değeri kabul edilen ve Kamuran Gürün’e ait Ermeni Sorunu adlı çalışmada 1913 YILINDA Ermeni nüfusu bütün Osmanlı ülkesinde 1. 300.000 ( bir milyon üç yüz bin)’dir.  Özellikle ABD’ ve Fransa’da basılan konu ile ilgili eserlerde (!) ölen Ermeni sayısı 2.000.000 ( iki milyon)’a kadar çıktığı görülmektedir…   Yani, bu kaynaklara göre (!) Ermeniler, tehcir sırasında ölmelerine rağmen nüfuslarını artırmayı başardılar…

Türkiye, ÇOK YANLIŞ bir düşünce ile 1963’lü yıllara kadar ‘’ Ermeni Sorunu’nun kendisini ilgilendirmediğini’’ , bu meselenin Osmanlı sorunu olduğunu iddia etmiştir. Özellikle Demokrat Parti’nin bakanlarından aynı zamanda çok önemli bir tarihçi de olan M. Fuad KÖPRÜLÜ’nün görüşüdür bu düşünce.  Osmanlı bizi ilgilendirmez dediğinizde;  ‘’28 Ekim 1923’te M. Keman Paşa hangi ülkenin yurttaşı idi ? ‘’ diye sorduklarında , bu soruya cevabınız ne olur?

Ancak 1963’den 2012’ye geldiğimizde bu görüşten vazgeçilmiştir. Fakat Ermeniler, Ermeni Sorunu’nu dünya gündemine aldırabilmek amacıyla; 1970’lerden başlayarak 1987 yılına kadar Diaspora’nın mali, Fransa’nın politik yardımları sonucu ASALA adlı terör örgütünü kurarak Türkiye’nin yurt dışı kuruluşlarına ciddi saldırılar yaptılar. Türk diplomatları şehit ettiler. Bunların en bilineni Paris büyük elçimiz Coşkun Kırca’ya yapılan saldırıdır. C. Kırca, Kendisine saldırmaya çalışan Ermeni militanını elinde silahı ile Paris sokaklarında kovalamıştı. Ayrıca ORLY Katliamı’nı yaptıkları gibi, Ankara Esenboğa Havaalanı’nda uçak kaçırma eylemi gerçekleştirmeye çalıştılar. Fransa’nın açıkça desteklediği bu eylemler de Türkiye özellikle 1986 ve 1987 yıllarında ( Başbakan Turgut Özal’dı) yaptığı çalışmalarla hem Fransa’nın desteğini çekmesini, hem de ASALA’nın lider kadrosunun ortadan kalkmasını sağlamıştır. ASALA elbette tamamen bitmemiştir. Şu anda pkk terör örgütü ile iş birliği yaptığı ve bazı eylemlerde yer aldığı bilinmektedir.

     2012 yılında Ermeni Sorunu’nu politik nedenlerle Ermenistan, ABD, Yunanistan devletlerinin desteklediğini görmekteyiz. Yunanistan ve Ermenistan’ın desteği ‘’ geleneksel’’dir. ABD’nin desteği ise iki temel nedenden kaynaklanmakta: 1.si; ABD’de yaşayan varlıklı Ermenilerin mali gücünü kullanmak isteyen ABD’li politikacıların davranışları. 2.si; Muhtemel bir sorunda; ABD’nin, Türkiye’yi Ermeni sorununu kullanarak sıkıştırma düşüncesi. Bu nedenle Ermeni soykırım yasa tasarısı her yıl ABD Senatosu’na getirilir. Ancak Başkan’ın isteği ile oradan geç(e)mez. Çünkü ABD açısından Türkiye ile ilgili çıkarlar; Ermenilerden ÇOK DAHA STRATEJİK, UZUN VADELİ ve ÖNEMLİDİR.  Kısaca mesele ABD çıkarları olduğunda ABD, Ermeni lobisini dikkate almamaktadır.

Türkiye bu problemle ilgili olarak ciddi çalışmalara özellikle 1982’den itibaren başlamıştır. Şu anda ‘’ Türkiye’deki BU KONU İLE İLGİLİ bütün arşivlerin açılmasını ve isteyen bütün araştırmacıların belgeleri inceleyebileceğini söylemektedir. Ayrıca bu konunun tarihçilere bırakılmasını, politik çıkarlar nedeni ile siyasetçilerin müdahale veya fikir beyan etmelerinin yanlış olduğunu savunmaktadır.

     Son beş-altı yıldır Türkiye’de adına sivil toplum kuruluşu denilen bazı kuruluşlar ve birtakım gazeteciler ‘’ Türkiye’nin ‘’ geçmişini reddetmediğine ve Osmanlının devamı olduğuna göre’’ Ermeni soykırımını KABULLENİP, bu sorundan kurtulmasını (!) söyleyebilmektedirler. Bu düşünceyi saflıklarından ifade ediyorlarsa CİDDİYE ALMAYA GEREK YOKTUR. Çünkü uluslar arası ilişkilerde saflık, kardeşlik gibi duyguların yeri yoktur. Temel;  Her devletin KENDİ ÇIKARIDIR.  Zaten bu nedenle Fransa elli yıllık Ermeni politikasından vazgeçip Türkiye’nin istediği çizgiye gelmiştir.

     Türkiye’nin Ermeni sorununu kabullenmesini  isteyenlerin bu düşüncelerinin nedeni saflık değilse nedir ??? Çünkü Türkiye, Ermeni soykırımın kabullendiği anda uluslararası kurallar ve kurumlar devreye girecek ve Türkiye’den ‘’ soykırımda zarar görenlerin (!) ‘’ yasal varislerine tazminat ödemesi istenecektir. Bunun mali boyutu TAHMİN BİLE EDİLEMEZ.

Ayrıca göç ettirilen Ermenilerin yasal varislerine ‘’ atalarından kalan (!) ‘’  toprakların GERİ VERİLMESİ İSTENECEKTİR. Bunun anlamı Osmanlı döneminde EYALETİ SİTTE ( ALTI ŞEHİR)   adı ile Ermeni yurdu olarak anılan ve Ermenilerce istenen Erzurum, Bitlis, Van, Diyarbakır, Elazığ ve Sivas’ın Ermeni varislere (!) geri verilmesi (!) demektir. Bu durumda Biz Erzurum ve Sivas Kongreleri’ni neden yaptık? Kazım Karabekir, Ermenilerle niçin Gümrü Barışı’nı imzaladı,  ‘’ Hattı müdafaa yoktur, Sathı müdafaa vardır. O satıh BÜTÜN VATANDIR’’ hedefinin anlamı kaldı mı?  Lozan Antlaşması delinmiş olmadı mı? En önemlisi  Türkiye Cumhuriyeti devleti  ne oldu ???

Türkiye’nin Ermeni Sorunu’nu kabullenmesini isteyenler;  herhalde saflıklarından (!) bu ülkenin Türklere HEDİYE EDİLDİĞİNİ veya BEDAVAYA VERİLDİĞİNİ zannetmekteler ya da satın alınmışlardır…